Türkçe Olimpiyatları
- Köşe Adı: Cercefe
- Tarih: Haz 9,2008
Bugünlerde yazılı ve görsel medyadan takip ettiğim muhteşem bir organizasyonun heyecan ve coşkusunu yaşıyorum. Dünyanın 110 değişik ülkesinden, ilköğretim ve lise seviyesindeki yaklaşık 500 genç, değişik kategorilerde Türkçe hünerlerini sergilemek üzere Ankara’da bulunuyor. Teksas’lı bir gencin, bir Malatya türküsü söylemesi veya 110 ülkenin öğrencilerinden kurulu kalabalık bir koronun İstiklal Marşı’mızı coşkuyla söylemesi öyle basite alınacak bir olay değildir. Hiçbirinin ana dili Türkçe değil ve bu insanlar hep birlikte İstiklal Marşı söylüyor.
Bundan 18 yıl önce Sovyetler Birliği’nde başlayan çözülme Türk dünyası adına yeni bir başlangıç oluyordu. Türiye’den giden işadamlarının gayretleriyle açılan okullar zamanla dünyaya yayıldı. Bu okullar sadece ABD ile Çin düzlemindeki batı-doğu coğrafyasında yer almıyor. Güney Amerika, Sibirya ve Güney Afrika ülkelerine de yayılmış durumda. Yani Türk okulları bugün kıtalara hükmediyor. Sayısının bin’in üzerinde olduğu söyleniyor. Yani kaba bir hesapla her yıl bu okullardan onbinlece öğrenci mezun oluyor. Türkçe konuşabilen, Türk dostu onbinlerce insan. Bu insanlar ülkelerindeki iş, siyaset, eğitim gibi hayati sektörlerde görev alabilecek nitelikte. Anlaşılan o ki, ortada büyük bir Türk Lobiciliği var aslında.
Peki, bu Türkçe Olimpiyatları nereden çıktı? Dünyalarını, bir bavulun içine sığdırarak, daha önce hiç adını duymadığı, haritada yerini dahi bilmediği ülkelere giden o gençlerin, oralara niçin gittiklerinin bir cevabı aslında bu Türkçe Olimpiyatları. Sibirya’nın soğuğundan da, Afrika’nın sıcağından da şikayet etmeyen o yiğitler… Kimisi evlenip eşini de yanına alarak apar topar Madagaskar’a, kimisi evin tek oğlu, ana-babasının elini öpüp Burkine Faso’ya, Laos’a, Malezya’ya, Mısır’a, Şili’ye, Filipinler’e, Maldiv Adaları’na… giden o yiğitler. Öyle yiğitler ki; onları biraz yüceltip övmeye çalışsanız mahcubiyet edasıyla iki büklüm olduklarını görürsünüz. Bütün bu çalışma ve başarıların ardındakileri sahneye davet etseniz, onlar perde arkasından gözyaşlarıyla sahneyi izlemeyi tercih edeceklerdir.
“O erler ki, gönül fezasındalar,
Toprakta sürünme ezasındalar,
Yıldızları tesbih tesbih çeker de
Namazda arka saf hizasındalar.”
Bu organizasyonu takip ederken hep o yiğitlerden olamadığım için hayıflandım kendi kendime. Ama en azından onları uzaktan izleme ve imrenme de bir bahtiyarlıktır diye avunuyorum. Çünkü yapılan bu çalışmaları bir türlü anlamayan, bunun da ötesinde hazmedemeyen bir takım ortam karıştırıcılarla aynı ülkede yaşıyorum ve aynı milliyete sahibim maalesef. Birçoklarının gıpta ve gözyaşlarıyla izlediği bu tabloyu yine bulandırmak için mesaiye başladılar bile. Onları da hiç olmazsa bir kerecik anlamaları ümidiyle N. Fazıl‘ın aşağıdaki dizeleri ile selamlamak istiyorum!
“Ne cennet tasası ve ne cehennem!
Sadece Allah’ın rızasındalar!”
Veysel Evliyaoğlu Tarafından Yazılmış Diğer Yazılar
- Türkiye'de Olimpiyat Gerçeği
- ÖSS Öncesi Önemli Uyarılar
- OKS ve SBS Soruları Nasıl Hazırlanıyor?
- Türkçe Olimpiyatları
- Veysel Evliyaoğlu Deyince




Leave a comment