Bakkallardan Büyük Marketlere Doğru... | Güncel Haber Yorum



Yazarlar



Murat Karaman
"Akıntıya Karşı"
Kimdir ? - Yazıları

Tuna Akar
"Konuşan Kalem"
Kimdir ? - Yazıları

Sinan Gülebaş
"Mahallenin Delikanlısı"
Kimdir ? - Yazıları

Ulaş Demirgül
"Metrik Ekonomi"

Kimdir ? - Yazıları

Fatih İncekara
"Köşeli Yazılar"

Kimdir ? - Yazıları

Veysel Evliyaoğlu
"Cercefe"

Kimdir ? - Yazıları
  • Makale Indeksi

  • Bağlantılar

  • Bakkallardan Büyük Marketlere Doğru…

    • Yazar: Murat Gülebaş
    • Köşe Adı: Metrik Ekonomi
    • Tarih: Ağu 9,2008




    Bakkal - SüpermarketBakkallardan büyük marketlere doğru..

    Görünürde ekonomik, ama olumsuz yönleri itibariyle sosyolojik etkileri daha fazla olan bir ifade… “Bakkallardan büyük marketlere doğru…”

    Gidişatın toplumsal faydası da var mıdır? Varsa ne kadardır araştırmadım, ancak; varsa da toplumun geneline yayılan bir fayda olmasa gerek. Bunu nerden mi çıkarıyorum? Aslında hepimizin de farkında olduğu işleyişi bir kaç cümle ile özetleyeyim isterseniz.

    Elinde diğerlerine göre çok daha fazla üretim faktörü (sermaye, emek, toprak..) bulunan piyasa oyuncusu, rekabette öne geçerek tekelleşme eğilimine giriyor. Rekabette öne geçen bu oyuncu, ülke içinde olabileceği gibi içinde bulunduğumuz zaman diliminde ülke dışında da olabiliyor çoğu zaman…
    Rekabette geri kalan diğer oyuncular, ilk olarak üretimi bırakıp, maliyeti daha düşük olduğundan, ticaretleri konusu malın tedariğini tekelleşme çabasında olan büyük oyuncudan yaparak tüketiciye ulaştırma yolunu tercih ediyorlar. Böylece tekel firmanın ilk başlarda görülen bayi ağı eksiğinin giderilmesini sağlıyorlar. Bu aşamada ihtiyacını aracı üzerinden gidermek zorunda kalan ve tekel fiyatları ile karşı karşıya kalan tüketiciler yani toplumun büyük bölümü ilk zararı görenler oluyor.

    İkinci aşamada tekel firma bayilik ağını kurmaya başlıyor ve ucuz fiyatları tüketiciye direkt ulaştırma imkanına sahip olarak piyasayı ele geçiriyor. Daha önce bayilik görevi gören küçük firmalar rekabet edemeyerek piyasadan çekilmek zorunda kalıyor. Bu aşamada tüketici ucuz fiyatlar ile ihtiyaçlarını tedarik edebilme imkanına sahip olduğundan mutlu ama bu tamamen bir aldanma. Yaşanılanın, her sektörde olduğunu düşünür ve olaya çok boyutlu bakarsak eğer, piyasada üretici olarak yer alan herkesin aynı zamanda diğer bir sektör için tüketici rolünde olduğunu görürüz. Fiyatlar görünürde ucuzlasa bile piyasa payı azalan ya da tamamen kaybolan üretici, reel satın alma gücü açısından öncekine göre kıyaslanmayacak şekilde kötü durumdadır. Rekabete dayanamayan firmalar, artık tekel firmanın bayisidir ya da sektör deneyimlerini maaş karşılığı bu firmanın bünyesinde kullanmaktadır!

    Artık tek söz sahibi tekel firmadır. Talebi belirler (genellikle ellerinde tuttukları TV, gazete, radyo v.s. den oluşan reklam kanalları yardımıyla), üretim miktarını belirler (satış kanallarına verdiği hedef satış rakamları ile) ve fiyatı belirler..

    Üretim faktörlerinin tümüne sahip tekel firma özendirici, yoğun reklam kampanyaları ile toplum içinde ürettiği mal ve hizmete talep oluşturur, reklam sonucu gelen talebi yeterli bulmaz satış kanallarına verdiği yüksek hedefler ile onların da talebi arttırma konusunda yoğun çaba sarfetmesini ister, satış kanallarının motivasyonunda onların işsizlik korkusu veya yüksek gelir elde etme güdüleri kullanılır, ancak satış kanallarında hizmet verenlerin diledikleri ürüne sahip olmalarına yetecek yüksek gelir üstün çalışma ve performans gerektirir. Ulaşmak veya ulaşıldığında devamını sağlamak çok zordur. Gösterilen çaba her durumda en çok faydayı tekel firmaya sağlar.

    Tekel firma sopanın ucuna taze yoncaları bağlamış, adı tüketici olan atı dörtnala, çatlarcasına sürmektedir. At, sopanın ucuna bağlı yoncalara ulaşmak adına tüm gücüyle koşmaktadır, ancak sopa binicisinin elindedir boyunu kısaltır bazen ve at bir lokma alır yoncadan ama tadımlık, doyumluk değil…

    Sistem maalesef benim kafamda bu şekilde resmedilmiş durumda…

    Peki 90 ‘lı yıllarda başlayan ve hızla dünyayı saran bu döngüde ufak esnafın hiç mi kusuru, ihmali yok? Tespit edebildiğim eksikler şunlar..

    KOBİ olarak sınıflandırdığımız firmalar, aile şirketi görünümlerinden profesyonel yönetime hızlı geçiş yapamadılar birbirleri içerisinde dayanışma içinde olmadılar, hem birbirlerine hem de tüketiciye karşı söz ve taahhütlerinde sadık olmadığı durumlar fazlasıyla oldu, uzun vadeli kazanç ve kayıplarının hesabını yapmak yerine kısa vadeli kazançlarla yetindiler.

    En önemlisi, her türlü zorluğuna rağmen ihracata öncelik vermediler…

    İthalatçı bir firma, kar amacı ile kurulduğundan bu kurlar seviyesinde, fiyat avantajı nedeniyle tabiki yurtdışı kaynaklı malı tercih edecektir. Ancak yurtdışındaki firmanın finanse edildiği tutar ve süre  kadar yurtiçindeki KOBİ ‘de finanse edilse ve aynı talep miktarı, iş hacmi yurtiçinde yaratılsa, acaba hala ithalat avantajlı mı görülür?? Eğer öyle ise ya da en azından uzun vadeli bir fayda var da bu tercih edilmiyorsa ve büyük oranda, bir çok değerli ülke kurumunun özelleştirmesi mukabili elde edilen değerli döviz kaynaklarımız gereksiz yere  yurtdışına gönderiliyorsa; bu çok değerli ihracatçı bir müşterimin tabiriyle “Vatan Hainliğidir!!”

    Ne dersiniz??

    Murat Gülebaş Tarafından Yazılmış Diğer Yazılar



      Bu köşe yazısı bugüne kadar 272 kere okundu.


    2 Responses for "Bakkallardan Büyük Marketlere Doğru…"

    1. Ali Rıza Ağustos 13th, 2008 at 09:51

      Serbest Piyasa ekonomisi ya da Büyük Balık Küçük Balığı Yutar…
      Kendini köşe yazarı zanneden bir çok yazardan daha güzel bir yazı,
      Tebrikler…

    2. Halil İbrahim Çeliksoydan Ağustos 13th, 2008 at 10:18

      Ulaş Bey öncelikle günümüzün giderek kanayan yarası haline gelen bu konuya değindiğiniz için teşekkür ederiz. Yazılnızı şimdiye kadar olduğu gibi yine büyük bir heyecanla okudum.

      Aslında ben bakkalların yerinde olsam birleşerek bu tarz büyük marketler oluştururdum. Yazınızdan da anladığım kadarıyla eğer şu an tekel olmaya çalışan marketlerin karşısına bu tür bir yapılanmayla oluşan bakkallar çıkarsa tekel anlayışının oluşturulamayacağı kanaatindeyim.

      Ama ülkemizdeki ticari hayata şöyle bir baktığımızda bizim insanımızın bırakıns adece ticari anlam bir araya gelmeyi bir dostluk bir arkadaşlık grubu kurmakta bile zorlandığını görüyoruz. Nedenini halen tam olarak çözebilmiş değilim ama biz bir araya gelemiyoruz ya da getirilmiyoruz. bu nedenle bakkalların bir araya gelip marketler kurması şu aşamada zor gibi görünüyor.

      Geçen gün ana haber bültenlerinden birinde bir domates üreticisinin kasalarca domatesi nehire döktüğünü gördüm. Adamın derdi piyasada 1 YTL’ye satılan domatesin tarladan tüccar tarafından 20 kuruşa alınmasıymış yani aslan payını tüccarın alması. bu yıllarıd rsüregelen bir durum ancak bizim çiftçimiz bir türlü bir araya gelereek bir kooperatif kurup kendi malını kendi pazarlama yoluna gitmiyor. Neden diyecek olursanız bir araya gelemiyoruzda ondan


    Leave a comment


    En Fazla Okunanlar

    Son Makaleler

    Son Yorumlar