Bir Halk Adamının Dilinden Dökülenler
- Köşe Adı: Mahallenin Delikanlısı
- Tarih: Haz 10,2008
“Onların yalnız tarlada çiftçi ve savaşlarda Mehmetçik olmadığını, bunların yanında büyük bir sanatlarının da olduğunu çok iyi biliyoruz ve bu güzelliklerini yansıtmak için çabalıyoruz.”
Bu çok anlamlı sözler geçtiğimiz günlerde gerçekleşen, İTÜ Halk Bilimi ve Sanatları Kulübü’nün “Bir Seyir, Bin Ömür” adlı gösterisinin öncesinde, İTÜ konservatuarı halk oyunları bölümü emekli öğretim üyesi Sn. Cavit ŞENTÜRK hocamın ağzından döküldü.
Cavit hocam kendi halkı ve kültürüyle bütünleşmiş, bu zenginliği yıllar boyunca yeni nesillere aktarmış çok saygıdeğer bir insan. Trabzon, Akçaabatlı. Yani horonla doğmuş, ömrü horonla geçmiş. 65 yaşında ama hepimizden daha dinç (Maşallah). Ben de kendisinin öğrencisi olabildiğim için çok şanslı hissediyorum kendimi.
Halk oyunlarımıza ve kültürümüze olan ilgi son yıllarda devamlı artış göstermekte. Öyle ki televizyonda dahi halk oyunları yarışması düzenleniyor ve insanlarımız tarafından büyük ilgi görüyor. Nasıl görmesin ki? Bir halka kendisinden olmayan şeyleri ve içi boş özentileri nereye kadar dayatabilirsiniz ki? İnsanımız hep öncelikle kendini bilmek ve kendi olmak istiyor. Bunun farkında veya değil ama Türk insanı kendi kültürüne ve sanatına aç.
Avrupa birliğinden, küreselleşmeden, dünya vatandaşı olmaktan bahsediliyor sürekli. Bazıları tarafından zannediliyor ki herkes kendine özgü kişilik ve davranışlardan mümkün olduğunca sıyrılarak bu gibi çatılar altında birleşmeli. Bence tam tersi. Bir insan ancak kendi kültürü ve kendine özgü olan değerler üzerinde gelişerek başka topluluklara bir şeyler katabilir diye düşünenlerdenim. Aksi halde bahsedilen kişi zaten tam olarak başka bir kimliğe de bürünemeyecek, “arada kalmışlar kervanına” katılacaktır bana göre.
Neyse… Tekrar Cavit hocamın o güzel konuşmasına geri dönelim. Hocam konuşmasının başka bir yerinde İTÜ rektörü Faruk KARADOĞAN’la yaptığı bir sohbetten alıntılar aktardı. Söylediklerine göre rektörümüz aydınlar ve halkımızla ilgili şu cümleleri kurmuş:
“Bizler aydınlar olarak halka uzak kaldık veya önceden beri uzak kalınmış. Bizim halkla beraber olarak, onlarla aynı sofrada oturarak, aynı şeyleri konuşarak ve aynı idealleri paylaşarak bu sahip olduğumuz imkânların karşılığını vermemiz lazım. Eğer biz halkımızı sevmezsek, onları aşağılarsak ne yaparız? Nasıl bilen insan, okumuş insan diyebiliriz kendimize?”
Ben de bu sözlerden sonra bir imza ve gönderme mahiyetinde şu cümleyi yazmak istiyorum:
Kendilerini halktan üstün gören ve aydınım diye geçinen tüm sahte aydınlara sevgilerimle…
Sinan Gülebaş Tarafından Yazılmış Diğer Yazılar
- Uluslararası Gençlik Film Yapım Atölyesi Projesi
- Çocuklar Ve Veliler İçin İlköğretim Uyum Programı
- Dört Milyondan Fazla Hak Sahibi Key Ödemelerini Almadı
- Korsan Müzik Üzerine
- Babamın Parası İngiliz Amcalara Gidecek
- Rüya Gibi Bir Gece : Türkiye - Hırvatistan
- İki Sıfırdan Üç İki: TÜRKİYE - ÇEK CUMHURİYETİ
- Bir Halk Adamının Dilinden Dökülenler
- Var Mısın, Yok Musun? Seçemiyorum
- Sigara İçenlerin Yanındayım




Leave a comment