Dış Politikamızda Değişimin Ayak Sesleri | Güncel Haber Yorum



Yazarlar



Murat Karaman
"Akıntıya Karşı"
Kimdir ? - Yazıları

Tuna Akar
"Konuşan Kalem"
Kimdir ? - Yazıları

Sinan Gülebaş
"Mahallenin Delikanlısı"
Kimdir ? - Yazıları

Ulaş Demirgül
"Metrik Ekonomi"

Kimdir ? - Yazıları

Fatih İncekara
"Köşeli Yazılar"

Kimdir ? - Yazıları

Veysel Evliyaoğlu
"Cercefe"

Kimdir ? - Yazıları
  • Makale Indeksi

  • Bağlantılar

  • Dış Politikamızda Değişimin Ayak Sesleri





    Türk BayrağıDış Politika Uzmanı değilim ama Türkiye’nin dış ilişkilerinde bir değişimin olduğu aşikar. Günlük gazetelerin ilgili sayfalarında yayınlanan dış politika haberlerinden bunu fark etmek hiç de zor değil. Daha önceleri, bırakın bölge meseleleri üzerine çözüm önerisi sunmayı, yaşanan olaylara dair fikir beyan etmeyi bile beceremeyen Türkiye, şimdi hem bölgenin sorunlarına çözüm getirmek adına doğru adımlar atmakta, hem de dünya gündemini belirleyecek konulara temas ederek, dünyada süper güç olarak adlandırılan ülkelerin dikkatini çekmekte. Dileğimiz, iç ve dış siyasi gelişmelerin ülkemiz çıkarlarına uygun olarak cereyan etmesi ve halkımızın da bu gelişmelerden olumlu etkilenmesi.

    Türkiye’nin dış politikası bu günlerde hareketlenmiş gibi görünüyor. Gürcistan- Rusya gerginliğinin başladığı sıralara denk gelen, İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın Türkiye ziyareti dünya basınında gölgede kalmış gibi görünse de, çok kurnaz bir siyasetçi olduğu her halinden belli olan Ahmedinejad, ziyaretin dünya basınında konuşulması için yapacağını yaptı. Nükleer programa başladığı günden bu yana, başta ABD olmak üzere bütün batılı devletlerin hedefi haline gelen, hem devlet nezdinde ‘istenmeyen ülke’ ilan edilen İran, hem de şahıs bazında ‘istenmeyen adam’ ilan edilen Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, dünyanın dikkatini üzerine çekmeyi başardı. Osmanlı ve Safevi Devleti arasında başlayan mezhepsel çatışmalardan sonra Sünni görüşün sembolu haline gelen Sultan Ahmet Camii’nde, Şia’yı temsil eden en güçlü devlet olan İran’ın Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, Sünni cemaatla beraber aynı safta yer tutup, Cuma namazı kıldı. Cumhurbaşkanı’na halk tarafından gösterilen ilgi, İran tarafına, ‘başarılı bir ziyaret gerçekleştirmiş olduklarının’ müjdeleyicisiydi.

    Türkiye ve İran arasında hep bir çekişme var olagelmiştir. Yukarıda bahsettiğimiz mezhepsel çatışma ve bunun da ötesinde, köklü bir tarihe sahip olan iki ülkenin bölgede egemen güç olma yarışı hep devam etmiştir.

    Son yıllarda nükleer güce sahip olma yolunda önemli mesafeler kaydeden İran, ezelden beri hasmı olan Saddam rejiminin Irak’tan silinip gitmesi ve yeni kurulan Irak dengesinde Kürtlerin ve Şiilerin etkin rol almaya başlamasıyla, bölge üzerinde nüfuzunu artırma ve bölgeyi ilgilendiren meseleler üzerinde daha etkin rol oynamayabilme peşinde.

    Bilindiği gibi, Ahmedinejad’ın Türkiye ziyareti ilk başta resmi bir ziyaret olarak lanse edilmişti. Ancak kimi bahanelerle iş gezisine dönüştürüldü. Sebep olarak da Ahmedinejad’ın ‘Anıtkabir’i ziyaret etmek istememesi’ gösterilmişti. Buradaki manevrayı da iyi analiz etmek gerekir.

    Eğer, batılı ülkelerle papaz olmuş bir İran Cumhurbaşkanı, -üstelik batılı devletler tarafından ziyaret ambargosu uygulanan bir lider-, resmi bir ziyaret kapsamında Türkiye’ye kabul edilmiş olsaydı, nasıl bir diplomatik krizle karşı karşıya kalınacağının ve aksi durumda, yani gezinin iptali durumunda, her defasında dost ve kardeş ülke olduğu ilan edilen İran Cumhurbaşkanı’nın ziyaretinin iptal edilmesinin, hem içerde hem bölge genelinde uyandıracağı yankının hesaplanmasıyla böyle bir adım atıldığı kanaatindeyim. İş ziyareti kisvesine büründürülen gezi, II. Abdulhamit’in uyguladığı denge politikasının izlerini taşıyor. Türkiye batılı devletlere de İran’a da aynı mesajı veriyor ve ‘Benden vazgeçmediğin sürece senden de vazgeçmem, senden de!’ diye sesleniyor.

    Son dönemde soyunulan bölgenin arabulucusu rolü daha doğrusu Dış İşlerinin deyimiyle kolaylaştırıcılık rolünün gereklerinden biriydi, bu tutum. Arabulucu sıfatı Türkiye’nin bölgede üstlendiği misyonu tam karşılamadığı gerekçesiyle, yerine kolaylaştırıcı sıfatı ikame edildi. Dış İşlerimiz Kolaylaştırıcılık sıfatını da Türkiye’nin bölgedeki işlevselliğini tanımlamada biraz güdük bulduğundan olsa gerek, bu sıfatın içersini doldurmak niyetinde gibi görünüyor. Bunun en büyük göstergesi de kendi başına hareket kabiliyeti yükselen Türk dış politikasının ABD’nin güdümünden ayrılışının hissedilişi. Gözümüzü Kafkasya’ya doğru çevirdiğimizde bunun izlerini görebiliriz.

    Türkiye, Kuzey Irak’ta pkk ya yönelik yapılan ilk askeri harekatta olduğu gibi Kafkasya’da attığı Avrupa ve Türkiyeadımlarda da süper güç Amerika’nın fikrini almadı: Kafkasya istikrar ve iş birliği paktından bahsediyorum. 2000’li yılların başında, Süleyman Demirel’in girişimiyle başlanan, ilk başta destek veren Rusya’nın sonra desteğini çekmesiyle hayata geçirilemeyen proje… Bu günlerde bu projeye tekrar hayat verilmeye çalışılıyor. Son savaştan sonra Kafkasya’daki etkinliğini iyice artıran Rusya’nın bu işbirliğine yanaşması uzak ihtimal gibi görünse de ABD’nin proje kapsamında olmaması, bu projenin Rusya tarafından destek göreceği ihtimallerini de artırmıyor değil. Kulislerde Kafkasya’da böyle bir işbirliğinden söz edilirken, ABD Dış İşlerinden gelen ‘böyle bir şeyden haberimiz yok!’ açıklamasından sonra, Rus Dış İşleri’nin projeyle daha yakından ilgileneceğini tahmin etmek zor değil.

    Bir ses çalınıyor kulağıma, bu ses dış politikamızda yaşanan değişimin ayak sesleri olmasın?

    Fatih İncekara Tarafından Yazılmış Diğer Yazılar



      Bu köşe yazısı bugüne kadar 154 kere okundu.


    4 Responses for "Dış Politikamızda Değişimin Ayak Sesleri"

    1. Emre Ağustos 26th, 2008 at 20:25

      Dış politikamızdaki değişimlerin aşikar olduğu gibi Fatih Bey’in de bu konularda oldukça birikimli olduğu aşikar.

      Yeni gelişmeler oldukça yapacağı yorumları sabırsızlıkla beklemekteyim.

    2. Evren Kıvanç Ağustos 26th, 2008 at 20:27

      Ahmedinejat ‘ ın ziyaretine hiç bu gözle bakmamıştım. Siyaset gerçekten bir sanat, siyaseti anlamak ve yorumlayabilmekte öyle. Yorumlarınıza katılıyor ve Ülkemiz geleceğini sizin gibi güçlü ve bölgede lider olarak görüyorum.

    3. ReCKo Ağustos 26th, 2008 at 21:19

      sevgili fatih yazını okudum. gerçekten çok etkileyiciydi. ama bana biraz bu dış politika daha çok Atatütürkün komşularıylaiyi geçinme politikasına daha yatkın gibi geliyo.. bilmem sen ne dersin?

    4. Fatih İncekara Ağustos 27th, 2008 at 23:09

      Emre Bey, Evren Bey , Recko Bey
      Değerli yorumlarınız için teşekkür ederim. Gelişmelerin beni sevk ettiği şekliyle düşüncelerimi sizlerle paylaşıyorum…

      Recko Bey
      II. Abdulhamit’in denge politikasından kastım, o zamanlar Osmanlı Devleti’nin, zamanın süper güçlerine ve bölge devletlerine karşı tutumuydu. Dönemin siyasi vaziyetinden bahsetmeme gerek olmadığını yorumunuzdan çıkardığım için, yani o dönemlere ait bilginiz olduğunu düşünerek şöyle cevap vereyim isterseniz:

      Atatürk’ün komşularıyla iyi geçinme politikası da bir denge politikasıdır ve bence bu şekilde değerlendirilmelidir. Keza o zamanlar, yani Cumhuriyet’in ilk yıllarında tamamen tükenmiş bir milletin yeniden ayağa kalkabilmesi bu sayede olabilirdi zaten. Umarım cevaptan tatmin olmuşsunuzdur.

      Saygılar


    Leave a comment


    En Fazla Okunanlar

    Son Makaleler

    Son Yorumlar