Yazarlar



Murat Karaman
"Akıntıya Karşı"
Kimdir ? - Yazıları

Tuna Akar
"Konuşan Kalem"
Kimdir ? - Yazıları

Sinan Gülebaş
"Mahallenin Delikanlısı"
Kimdir ? - Yazıları

Ulaş Demirgül
"Metrik Ekonomi"

Kimdir ? - Yazıları

Fatih İncekara
"Köşeli Yazılar"

Kimdir ? - Yazıları

Veysel Evliyaoğlu
"Cercefe"

Kimdir ? - Yazıları
  • Makale Indeksi

  • Bağlantılar

  • Gini Katsayısı

    • Yazar: Ulaş Demirgül
    • Köşe Adı: Metrik Ekonomi
    • Tarih: Haz 9,2008




    Corrado GiniCorrado GİNİ ( 1884 – 1965 ) toplumsal yapılar hakkındaki tespitlerinin gerçekliğini sayısal olarak ortaya koyarak daha somut ve anlaşılabilir hale getirmek çabasında olan, sayısal bilimleri sosyal bilimlere ustaca uygulayarak sonuca gidebilen İtalyan bir sosyologtu. Nüfus ve gelir dağılımı üzerine yaptığı çalışmaların sonuçlarını 1912 yılında yayınladığı bir makale ile anlattı. Gelir dağılımındaki eşitsizliğin ölçülmesinde ve ülkeler arasındaki karşılaştırmalarda halen en çok kullanılan kriter olan “Gini Katsayısı” 1912 tarihli bu makaleye dayanır.

    Yöntem temel olarak; toplumun tüm bireylerinin elde ettiği gelirleri en yukarıdan en aşağı doğru sıralamayı ve yine yukarıdan aşağı doğru yüzde yirmilik dilimlerden oluşan beş temel parçaya bölmeyi esas alır. Yüz birimlik toplam gelirin her bir yüzdelik dilime eşit olarak dağıldığı durum ideal durumu ifade eder ve bu durumda hesaplamada kullanılan formül sıfır sonucunu verir. İdeal durumdan uzaklaşıldıkça, başka bir değişle gelir dağılımındaki adalet bozuldukça sonuç bire yaklaşır. Üstat Mahfi Eğilmez‘in Gini Katsayı tanımlamasını ve Türkiye yorumunu benim tanımımdan sonra yazmayı uygun gördüm, çünkü “bunun üzerine başka söze gerek yok” dedirtecek cinsten.

    “Bir ülkede milli gelirin dağılımının adil olup olmadığını ölçmeye yarayan bir katsayı. 0 ile 1 arasında değişir. 0′a ne kadar yakınsa mutlak eşitliğe o kadar yaklaşılmış; 1′e ne kadar yakınsa mutlak eşitlikten o kadar uzaklaşılmış demektir. Türkiye’de Gini katsayısı en son ölçümlere göre % 0.49 dolayında olup dünyanın en gayrı adil gelir dağılımlarından birisine işaret etmektedir.”

    Ancak yine de ülkemizin gelir dağılımındaki adalet açısından Tunus, Mozambik, Bangladeş, Mısır, Nepal, Ürdün gibi ülkelerin gerisinde kaldığı ile ilgili söylemlere katılmıyorum. Bahsi geçen ülkeler zaten çokta dağıtacak gelir elde edemeyen, oldukça fakir ülkeler. Zaten olmayan ya da olan gelirin çoğunu devletin transfer ödemelerinin oluşturduğu, asıl sorunun daha fazla oranda yoksulluk olduğu bu tür ülkelerde geliri adaletli olarak dağıtmak, bizim ülkemizdeki kadar zor olmasa gerek.

    İçinde karmaşık bir çok bağımlı ve bağımsız değişken barındıran ülkemiz gelir dağılımı fonksiyonun tam olarak çözümü için tek bir formül bulunamasa da, hepimizce bilinen birkaç değişkendeki iyileştirme en azından kategorisinde yer aldığımız Avrupalı devletler ortalamasına yaklaşmamızı sağlayacaktır.

    Bence fonksiyon içerisindeki en önemli değişken faiz oranı. 1994 ve 2001 yıllarında yaşanan büyük ekonomik krizlerin her ikisinde de toplam gelirden en fazla pay alan yüzde yirmilik dilim, geri kalan yüzdelik dilimlerin elde ettiği toplam gelirin yaklaşık 11 katını tek başına elde ediyordu. Son yıllarda devletin borçlanmalarını azaltması ile başlayan faizlerin düşme eğilimi, bankaların kaynaklarını tüketici ve özellikle KOBİ ‘lere kullandırma yönündeki çabalarını arttırdı. Başta bu hem talep hem de arz yönünde bir canlanma getirse de Mayıs 2006 ‘da dövizde yaşanan dalgalanmanın temelde, aşırı düşen faizler nedeniyle sermaye hareketlerinin yüksek getirili diğer piyasalara yönelmesi olduğu anlaşılınca, ufak çaplı bu kriz faizlerin yükseltilmesiyle atlatıldı. Bu döneme kadar yaşanan canlanma neticesinde krizde 11 kat seviyelerine çıkan fark 6 kat seviyelerine kadar inmişken, dönem sonrası artışa geçen oran tekrar 7,7 seviyelerine ulaştı ve tırmanışını sürdürüyor.

    Şu an faiz oranları TL yi döviz karşısında güçlü kılacak şekilde ayarlanıyor, faiz toplantıları sonucunda faiz oranlarının düşürülmesi değil en iyi ihtimalle Merkez Bankası’ nın faizleri aynı oranda bırakması bekleniyor. Yüksek faiz yatırım için kalıcı olarak gelen değil belki ama mali sektöre giren sermayenin devamını ve dövizin baskı altında kalmasına yetiyor ve böylece enflasyonun…Kullanılan bu strateji değişmediği sürece enflasyon hedeflerinde gerçekleşen her sapmanın, faiz artışı olarak yansıması beklenmelidir.

    Stratejinin değişmesi ve hepimizin istediği ekonomik verilere ulaşabilmeyi sağlayabilecek anahtar değişken ise mali piyasalar dışında asıl ihtiyacımız olan kalıcı dövizi sağlayabilen, yegane ticari faaliyet, ihracattaki artış. Bunun için ise uluslararası rekabet edebilecek kaliteli ve markalı ürünler.

    Ulaş Demirgül Tarafından Yazılmış Diğer Yazılar



                     
      Bu köşe yazısı bugüne kadar 112 kere okundu.



    Leave a comment


    En Fazla Okunan Makaleler

    Son Makaleler

    Son Yorumlar

    Etiket Bulutu