İki Sıfırdan Üç İki: TÜRKİYE - ÇEK CUMHURİYETİ | Güncel Haber Yorum



Yazarlar



Murat Karaman
"Akıntıya Karşı"
Kimdir ? - Yazıları

Tuna Akar
"Konuşan Kalem"
Kimdir ? - Yazıları

Sinan Gülebaş
"Mahallenin Delikanlısı"
Kimdir ? - Yazıları

Ulaş Demirgül
"Metrik Ekonomi"

Kimdir ? - Yazıları

Fatih İncekara
"Köşeli Yazılar"

Kimdir ? - Yazıları

Veysel Evliyaoğlu
"Cercefe"

Kimdir ? - Yazıları
  • Makale Indeksi

  • Bağlantılar

  • İki Sıfırdan Üç İki: TÜRKİYE - ÇEK CUMHURİYETİ





    Gol SevinciSaat 21.00 sularında dışarıdaydım. Ramazan aylarında şahit olduğumuz, iftardan az önceki zamanlara benzer şekilde sokaklar neredeyse tamamen boştu. Şişhane yokuşundan 5 saniyede bir ancak araba geçiyordu. Eee, az sonra Türkiye’mizin önemli bir maçı vardı ve hepimizin bildiği gibi “Futbol, asla sadece futbol değildi.”

    Aslında ilk olarak maç öncesinden bahsetmek istiyorum. Fatih Terim basın toplantısında bazı “huzurumuzu kaçıranlardan” bahsetti. Milli takımla ilgili yapılan maksatlı haberleri kastederek, “Yabancı basının bu tür haberlerini anlıyorum da, bizim basına anlam veremiyorum.” ifadelerini kullandı. Ben de diyorum ki: Ah Fatih hocam ah, neyine anlam veremiyorsun? Türkiye gibi kendi kendine çelme takmakta uzman olan; kötü niyetlilerin ve düşüncesizlerin hatırı sayılır miktarda olduğu bir ülkenin vatandaşısın. Bu gibi şeyler sana hala garip mi geliyor? Açıkçası ben hiç şaşırmıyorum ve eğer bu ülkede iyi giden bir süreçte veya güzel bir çabada yola taş koyan birileri çıkmazsa, asıl o zaman şaşırıyorum. Her neyse…

    Basın toplantısının diğer bir bölümünde, geçmiş maçlarda Çek Cumhuriyeti’nin Türkiye’ye karşı olan bariz üstünlüğünden bahsedilirken, Terim’in takımına olan inancının bir göstergesi olarak, “Ama biz de birçok seriyi bozduk, her seri bir yerde bozulur.” şeklinde konuşması da ayrıca hoşuma gitti.

    Neyse, maça gelirsek… Futbol çözümlemesi yapacak kadar bir bilgim yok. Ama oynadığımız futbol bana gayet derli toplu geldi. Yani pasların yerini bulması bile bir akış hissi verdiğinden moral veren bir şey oldu benim için. Ayrıca Fatih Terim’in klasik baskı futbolu da bir kez daha işe yaradı. Sunucu tabiriyle “Pres sonuç getirdi.”

    Hakem faullerde ve kartlarda iki takıma da aynı muameleyi göstermedi gibi geldi bana. Bunun yanında 4. hakemin yediğimiz 2. golden hemen önce oyuna girmek için bekleyen Emre Aşık’a uzun süre izin vermemesi ve o zamanlarda 10 kişi oynamak durumunda kalmamız da dikkat çekiciydi.

    70’li dakikaların başlarında takımımızın durumu hiç de iyi görünmüyordu. 2-0 yenik durumdaydık ve bazı futbolcularımız ne yazık ki “bitse de gitsek” izlenimi veriyorlardı. Gariptir, maçı izlerken yanımda bulunan bazı kişiler de aynı hislere bürünmüş gibilerdi. Ben de dedim ki: “Ya şuradan biri adamakıllı çıkıp da bir gol atsa, gör bak neler olacak o zaman.” Ve bu sözleri gol atacağımıza inanarak söyledim. Sahneye Arda çıktı. Tabiri caizse iş bitirici bir vuruşla golü yaptı. ( Her zaman söylerim. Bir futbolcunun en iyi bilmesi gereken şey, topa düzgün vurabilmektir. Sonuçta -affedersiniz- en “kazma” hücum oyuncuları bile maç içinde birkaç tane pozisyona girebiliyorlar. )

    Daha sonra sağolsun Petr Cech “Bana ilk golü atana 2.si benden hediye!” diyerek bize 2. golümüzü hediye etti.

    İşte sıra geldi yazarın milli maçı bu satırlara taşımaya değer gördüğü yerlere. Maç 2-2 olduğunda birçok insan “Oh be, hiç olmazsa penaltılara kalacağız.” dedi. Yani kalan dakikalarda 3. golü atabileceğimizi pek hayal etmediler. Ama o sırada ben 3. golü atıp işi penaltılara bırakmayabileceğimizi söyledim. Çok şükür takımımızda da aynı düşüncelere sahip oyuncularımız vardı. Arda’nın son dakikalarda Volkan’a “çabuk oyna” şeklinde işaret yapması, bunun iyi bir göstergesiydi. “Hadi beyler, atalım şu 3. golü de işi uzatmayalım.” diyerek rakibin üzerine yürüdüler ve Nihat, Çek Cumhuriyeti’nin Euro 2008’e veda mektubunun sonuna “Nihat’tan sevgilerle” notunu düşerek Tüm Türk Milletinin sevinmesine vesile oldu.

    Volkan’ın son hareketine ise “gereksiz” demekten başka bir şey aklıma gelmiyor.

    Velhasıl; öncesiyle, sonrasıyla çok güzel bir zaman dilimiydi bizler için. İnşallah önümüzdeki günlerde de bu sütunlara yazmaya değer zaman dilimleri geçiririz.

    Sinan Gülebaş Tarafından Yazılmış Diğer Yazılar



      Bu köşe yazısı bugüne kadar 371 kere okundu.


    4 Responses for "İki Sıfırdan Üç İki: TÜRKİYE - ÇEK CUMHURİYETİ"

    1. Murat KARAMAN Haziran 17th, 2008 at 01:40

      Merhaba,

      İkinci yarısında oldukça heyecanlanarak izlediğim bir maçtı. Dün gece bir kere daha tek başına maç izlemenin, gol atınca avazım çıktığı kadar bağıramamanın ezikliğini hissettim.

      Sinan Bey;

      Yarı finale çıkma maçını birlikte izleyelim mutlaka ;)

      Saygılar…

    2. oyyla.com Haziran 17th, 2008 at 01:50

      İki Sıfırdan Üç İki: TÜRKİYE - ÇEK CUMHURİYETİ…

      Sağolsun Petr Cech “Bana ilk golü atana 2.si benden hediye!” diyerek bize 2. golümüzü hediye etti….

    3. webiket.net Haziran 17th, 2008 at 01:52

      İki Sıfırdan Üç İki: TÜRKİYE - ÇEK CUMHURİYETİ…

      sağolsun Petr Cech “Bana ilk golü atana 2.si benden hediye!” diyerek bize 2. golümüzü hediye etti….

    4. Hülya Yalım Haziran 18th, 2008 at 07:42

      OOOO POR(T)URKOOOOO…

      Nihat ikinci golü atana kadar bambaşka bir yazı düşünüyorken;tur gitti gidiyorken son beş dakikada maçı çeviriyorken;Volkan kırmızı kart görüyorken; hayatımızda yenmediğimiz bir rakibi, üstelik de geriden gelerek tüm olumsuzluklara rağmen eliyorken;zihnim tüm düşündüklerine reset attı duygularım beni buraya böyle attı .

      İtiraf ediyorum…Basitlikse basitlik; banallıksa banallık evet itiraf ediyorum futbol bağımlısıyım. Öyleki; ofsaytı bazen spikerden önce söylebilecek kadar …Off! çok utanıyorum …

      Çok anlamsız biliyorum. Artık “din değil futbol kitlelerin afyonu” görüşünü de onuyorum ama tam bir bağımlı gibi bile bile vazgeçemiyorum. Bazı kültürel ortamlarda “futbol izlemiyorsunuzdur tabi…” dediklerinde hayır kahretsinki izlemek bir yana bağımlısım diyemediğim durumlarda ne kadar ezilip büzülüyorum bilemezsiniz.

      Gerçi eskiye oranla şimdi biraz daha iyi gibiyim. En azından sadece maçla golle durumu kurtarıyorum ki, bu da benim için iyi bir gelişme işte düşünün. Kanal kanal yorumları takip ettiğim zamanlarım da oldu bir zamanlar bildiğiniz gibi değil…

      Bir ders arasında erkek arkadaşların Avrupalı bir futbolcu ismini hatırlamaya çalıştıkları ve bir türlü hatırlayamadıkları hararetli bir futbol tartışmasına şahit olup dayanamayıp ismini utana sıkıla söyleyip tartışmanın seyrini donduracak kadar…

      Shalke den Kobiashvili, Astonvillalı ki aynı zaman da bugün elediğimiz Çek Cumhuriyetli oyuncu Milan Baros’u bayağı bir severim daha ne diyeyim. Yani ne eskilerden David Becham’ ı ne de yenilerden Chirsitian Ronaldo ‘yu yakışıklı diye veya dişlerinden dolayı Ronaldinho’yu sevimli bulup hayranı olan kızlardan olmadım ne yazık ki.

      Portekiz futbolunu ve futbolcularını ayrı bir yere koydum hayatım boyunca nedense…

      Jose Marinho ‘nun çevirmenlik geçmişini, Chelsea’ yi zirveye çıkarmasını da şu an İnter’le anlaştığını da biliyorum mesela. Her dönem benim futbolcularım dediğim oyuncular dönemlerine göre Luis Figo daha sonra Nuno Gomez ile Quaresma şimdilerde Chirsitian Ronaldo oluyor malesef.

      Bir sömürü ülkesinin futbolcularını bir dönem sömürgesi olan ve şimdi futbol okulları kurulan Brezilyalı oyunculardan daha çok beğendiğime kendim de inanamıyorum ama öyle.

      Hatta çocukken tabi ailedeki erkek nufusunun çokluğuyla maçları henüz izlemeye başlamışken ilk beğendiğim oyuncu yine Portekizli Majyad’dı ki, bunu bilmekten nefret ediyorum. Onu beğenmemin sebebi ise topuğuyla attığı goldü ki TRT yıllarca spor sütüdyosunu bu güzel jenerik golüyle açıyordu. Bu futbolcunun Porto da oynadığını ile biliyorum hakikaten çok iğrencim.

      Yıllar önce Kimin İçin Felsefe adlı kitapta Türkiyede Felsefenin Algılanışı ‘nı yazarken ülkemizde sistem kelimesine en çok futbolda karşılaşıldığını ve bu tartışmaların filozofik olmaktan çok filezofik olduğunu anlatan makalemde dile getirmiştim. Hocalar haklı olarak şaşırmışlar meğerse… Bir kadın nasıl olurda bu kadar futbol gözlemi yapabilir diye?

      Ben de kardeşimin spor akademisinde okuduğunu bilgileri ondan edindiğim yalanını uydurmuştum …Desem ki aslında kendi gözlemim ben bağımlıyım inanırlarmıydı bilmiyorum. Pek sanmıyorum.

      Söylüyorum; çalıştığım dersleri, gideceğim yerleri, verdeğim randevuları bazı maçlara göre ayarlayacak kadar futbolu çok seviyorum. Kınayın, küçümseyin, şaşırın, ne derseniz deyin işte oh be ….

      Dünyada ülkelerası yapılan maçların devri bitiyor gibi geliyor bana. Tıpkı Eurovizyon şarkı yarışması gibi olacak ilerde belkide; sadece yarışmak için girilecek bu müsabakalara..

      Yine de yenmek çok güzel madem ki Viyana kapılarına bir kez daha dayandık, bu sefer zaferle dönmek üzere kendi finalimi hayal de olsa oynattım. Final maçında ne Rusya ne Hollanda var. Bir rovanş maçı niteliğinde Portekiz Türkiye…Oooooo por(T)ürko…. Maçın galibi henüz belli değil uzatma dakikaları oynuyor…

      Hülya YALIM

      http://www.hulyayalim.com


    Leave a comment


    En Fazla Okunanlar

    Son Makaleler

    Son Yorumlar