Masraf Bizim Hakkımız, Söke Söke Alırız!
- Köşe Adı: Kategorilenmemiş
- Tarih: Tem 10,2008
Masraf bizim hakkımız söke söke alırız!
Hepimizin malumu üzerine 2001 yılının başlarında Ülkemiz ekonomisinde bankacılık sektörü temelli büyük bir kriz yaşandı. Ülkemiz, seçmiş olduğumuz kapitalist sistem olarak adlandırılan ekonomik sistem içinde, bankaların tahmin edilenden de önemli birer oyuncu olduklarının farkına bu kriz sayesinde vardı. Dünya çapında ilk yirmiye giren kocaman bir ekonomik sistem ve bu sistemin kalbi olarak ihtiyacı olan kanı yani parayı pompalayan kurumlar bankalar..
Peki ekonomimiz için bu kadar önemli olan bu kurumlara son dönemlerde halk tarafından artan serzenişlerin nedeni ne olabilir. Bu yazımda son 5 yılı bizzat sektörün içinde yaşayan bir bankacı, öbür taraftan bankacılık hizmetlerini aktif olarak kullanan bir tüketici olarak konuyu özetlemek istedim.
Siyasi istikrar ortamında hızla düzelen ekonomi, bankaların geçmişte yaptıkları mevduat bankacılığı alışkanlıklarını değiştirdi. Mevduat bankacılığı sermaye sahiplerinin elindeki mevduatın toplanarak devlete borç verilmesi, bu alım-satım arasındaki farktan kar edilmesi olarak biliniyor. Devletin artan gelir ve azalan iç borçlanma talebi mevduat kanadında arz fazlasına neden olunca faizler hızla düşmeye başladı. Bunun ülkemiz için anlamı, güçlenen ekonomik yapı iken; bankalar açısından anlamı alıştıkları riski olmayan, yüksek faiz gelirinden mahrum olmak demekti.
Teoride bankaların, sistem içerisindeki tasarrufların toplanması, servet birikimleri olmayan girişimcilere kredi vermek yoluyla tasarrufların yatırıma yönlendirilmesi, böylece sermayenin tabana yayılması, gelir dağılımının düzeltilmesi, işsizliğin azaltılması gibi kutsal amaçları vardır. Devletin ekonomik durumunda yaşanan yeni gelişmeler olumlu bir sonuç olarak bankaları sözü edilen amaçlara hizmet edecek şekilde çalışmaya itti. Artık bankalar topladıkları mevduatı iş fikirleri olan girişimcilere sermaye olarak, girişimcilerin ürettikleri ürünleri almak için yeterli birikimi olmayan bireylere de tüketici kredisi olarak satmaya başladı. En büyük talep de konut kredisine oldu. Bunda en önemli etkenin, toplumumuzun konut edinme eğiliminin tüm ihtiyaçlarına göre daha fazla olmasından kaynaklandığını düşünüyorum.
Mayıs 2006 ‘ya kadar düşüşüne devam eden ve o tarihten günümüze kadar da sabit kalmayı başaran faiz oranları, kredi talebini, dolayısıyla tüketicinin ürünlere olan talebini arttırdı ve yine “Talep arttıkça fiyat artar” kuralı işlemeye başladı. Özellikle arz esnekliği düşük olarak adlandırdığımız arzı çok kısa sürede arttırılamayacak, gayrimenkul gibi ürünlerin fiyatında müthiş artışlar yaşandı. Ancak faiz oranları o kadar cazipti ki tüketici, fiyatına bile bakmadan talebini sürdürdü.
Cazip faiz oranlarının önemli bir nedeni de sektörde yaşanan yoğun rekabet. Geçmişte, banka bilançolarında ana gelir kalemi olan faiz geliri, yoğun rekabet nedeniyle artık ana kalem olarak görülmüyor.
Biliyoruz ki 2001 krizi bankacılık temelliydi, ekonomi tam rayına oturmuşken şimdi de bankalar zarar ederek sermaye yapılarının bozulması riskiyle karşı karşıya bırakılamazdı. Çare bulundu: Müşterilerden hizmet karşılığı alınacak yüksek komisyonlar..
Bankalar verdikleri hizmet karşılığı yüksek komisyonlar talep ediyor, çünkü sermaye yapılarının bozulmaması için kar etmeleri lazım, çünkü artık neredeyse tüm bankaların sahip olduğu yabancı ortaklar yaptıkları yatırımın karşılığını almak istiyorlar, çünkü alamazlarsa giderler bir daha da gelmezler; o zaman yüksek cari açığı finanse etmek için ihtiyacımız olan döviz de gelmez. Evet eskiye nazaran yüksek komisyonlar talep ediyorlar çünkü artık teknoloji çok gelişti, müşteriler bankacılık hizmetini alternatif dağıtım kanalları diye de bilinen telefon, internet gibi platformlar üzerinden de alabiliyorlar banka için bu daha az eleman, daha az bina daha az maliyet, daha fazla kar demek ve müşterilerin şubede yapılan işlemlerinden yüksek masraflar alarak bu dağıtım kanallarına yönlendirilmeleri gerek.
Tüketiciler komisyon ödemek istemiyorlar, çünkü hizmet için bedel ödemeye alışmamışlar. Bankaların, tasarrufların saklanması, güvence altında tutulması veya kıymetli evraklar ile bir alacağın güvence altına alınması hizmetini düşüncelerinde somutlaştırma konusunda zorluk çekiyorlar. Çünkü düşük faiz ve devlete borç verme imkanlarındaki düşüş nedeniyle, hesaplarında tuttukları vadesiz mevduatın, bankalar için artık eskisi kadar fazla önem arz etmediğini anlamıyorlar.
Yine de bakıldığında, komisyonlar konusunda bankalarla en az sorun yaşayan kesim, teknolojiyi yakından takip eden yüksek eğitimli kesim. Bu kesim, ağırlıklı olarak maaşlı çalışan, tüm geliri kayıt altında olan insanlardan oluşuyor. Belki bir çoğu bahşiş vermek dışında paraya dokunmuyor bile. Her şeyi kaydi olarak ödüyorlar. Kredi kartı kullanıyorlar, ekstre ödemesini yine banka hesaplarını kullanarak internet üzerinden yapıyorlar, havale ve EFT ‘lerini de, fatura ödemelerini de..
Kimler en çok sorun yaşıyor biliyor musunuz? Yüksek kayıt dışı ticari gelire sahip olanlar, kayıt dışı olan para ancak nakit olarak harcanabiliyor en kolay. Sistemin sorunsuz işleyişinden en çok kar sağlayan bu kesim, aslında şikayetçi oldukları bu masraf alma uygulamasının, sorunsuz işleyen ekonomi amacına ne kadar hizmet ettiğini anlayamıyorlar. Kilit nokta burası. Belki 10 yıl sonra, belki 20 yıl… ama sonunda teknolojinin de yardımıyla gelirlerin tümü kayıt altına kesinlikle alınacak. Devletin amacı ve politikaları da bu yönde.
Sonuç; Devletin ekonomi politikalarıyla da kesişen bankacılık sektörü masraf ve komisyon uygulamaları hiç şüpheniz olmasın, mevcut haliyle devam edecektir.




4 Responses for "Masraf Bizim Hakkımız, Söke Söke Alırız!"
Sayın Ulaş DEMİRGÜL, öncelikle sistemin nabzını bu kadar iyi tutarak bize yansıttığınız ve konjonktürü bu kadar yakından takip ederek bizleride bilgilendirdiğiniz için teşekkür ederim.
Evet bu masraf ve komisyon olayı özellikle son bir kaç yıldır oldukça dikkat çekici boyutlara ulaştı. yazınızı okuyana kadar bunun tam olarak kaynaklanma sebebini bilemiyordum.ancak yazınızı okuduktan sonra artık masrafların ve komisyonların neden alındığını öğrenmiş olduk. sonuç olarak bu iki ucu pisli değnek; Bankalar almasa ticaretin gereği olan karı yapamayacaklar, diğer taraftanda bizler halen hizmet karşılığı ücret ödemeye alışamadığımız için vermek istemiyoruz. Yazınızınn sonuç bölümünden de anlaşılacağı üzere bu düzen böyle sürer gider.
Saygılarımla,
Bilgilendirici yazınız için teşekkür ederim,
Finans sektörünün sunduğu hizmet karşılığında ücret almasını, aldığım hizmet karşılığı para vermekten hoşlanmasamda, normal karşılıyorum. Sonuçta ticari bir kuruluşun verdiği hizmet karşılığında, yapılan yatırımlar da gözönüne alınırsa, para alması normal geliyor.
Ayrıca alternatif dağıtım kanallarına yönlendirmek için başta şubelerden yapılan işlemlerden yüksek ücret alınarak, alternatif kanallardan da ücret alınmayarak yada cüz’i bir ücret alınarak özendirme politikası güdülüyordu. Bu da normal karşılanması gereken bir durum.
Ama şimdi işler rayına oturmaya, şubelerin iş yükü, belki şube sayısı ve personeli azalmaya başladı, artık bankalar risksiz karlar elde ediyor ve bence bu iştahları kabartıyor.
Diğer taraftan alternatif dağıtım kanalları bizim hayatımızı girdi ve işlerimizi kolaylaştırdı, ama cebimizi yakmaya başladı.
Bence en büyük sorun ,tesbitlerimde yanılıyorsam düzeltin, bankaların müşteriyi yolunacak kaz gibi görmeye başlaması, açgözlü olmaları. Senelerce insanların mevduatlarıyla yüksek karlar elde eden kurumlar hiç de vefalı davranmıyor, eski imkanlar ortadan kalkmaya ve nemaları azalmaya başlayınca bu sefer dikkatleri mevduat sahiplerinin, velinimetlerinin, üzerine yoğunlaştırdılar.
Diğer bir sorunda bunu durduracak ve düzenleyecek bir yaptırım mekanizmasının olmaması veya yürütülmemesi. Bu noktada bilmediğim bir şey varsa beni bilgilendirin çünkü bana yok gibi geliyor.
İstikrar olmasına rağmen alınan hizmet ücretlerinde yükselme devam ediyor. Bankalar durgunluk zamanlarında bile yüksek karlar açıklıyor,
Masraf hakkınız ama, başkalarının hakkını gözetmek şartıyla.
Saygılarımla.
Cengiz Bey,
Yapıcı yorumlarınız için teşekkür ederim.
2001 krizi sonrası değişen konjonktörü, sadece bankalar değil tüm özel sektör, bahane ederek temel stratejilerini uygulama imkanı buldular. en az maliyet en çok kar…
Finans sektörü gerek sistemdeki vazgeçilmez yeri nedeniyle, gerekse yabancı oyuncuların sektöre yatırımlarının karşılığını bir an önce alma güdüleri nedeniyle değişen konjonktüre oranla daha fazla uyguladılar bu temel stratejiyi.
Sayın DEMİRGÜL,
Yazınızı ilgiyle okudum. Konuyu ele alış biçiminiz biz konu hakkında fazla bilgisi olmayan okurlar için son derece yerinde olmuş. Ancak yazıda geçen bazı ifadeler üzerinde durduğumda aklınızın ve kalbinizin pek de yazdıklarınızla örtüşmediğini bilakis satır aralarında en az bizler kadar “serzenişleriniz” olduğu hissine kapıldım. Konu hakkında yazınızdan alıntılar yaparak birkaç söz söylemek isterim.
Öncelikle yazınızın giriş kısmında bahsettiğiniz Kapitalist sistem ve bu sistemin dünya üzerinde sebep olduğu felaketler hakkında fikir beyan etmeyi abesle iştigal olarak kabul ediyorum. Bu faslı geçiyorum.
Bir bankacı ve bu ülkede yaşayan bir vatandaş olarak ülke ekonomisindeki olumlu gelişmeyi fark ettiğinizi yazınızda belirtmişsiniz. Yine bu gelişmenin içinde bulunduğunuz sektöre yansımalarını çok güzel bir dille ifade etmişsiniz. Sizin de belirttiğiniz ve bizim de yıllardan beri çok iyi bildiğimiz ve “serzenişlerimizin” sebebi olarak görmeniz gereken hususları özetlemişsiniz. Bankaların birer ticari işletme olduğu ve ticari işletmelerin de tek amaçlarının kâr olduğu hepimizin malumu. Buraya kadar kimsenin itirazı olduğunu zannetmiyorum. Kâr amacı güden diğer ticari işletmeler gibi bankalarda elbette yüksek kârlılık planları yapmak ve bu planlar gereği hareket etmek durumundalar. Bankaları özellikli kılan ise yazınızda belirttiğiniz “Dünya çapında ilk yirmiye giren kocaman bir ekonomik sistem ve bu sistemin kalbi olarak ihtiyacı olan kanı yani parayı pompalayan kurumlar” olmaları. Ayrıca yine yazınızda belirttiğiniz devlete borç veren ve bu altyapıya ve sermaye gücüne sahip olmaları da bankaları bilinen ticari işletmelerden ayrı kılıyor. Bankalar bu özellikleriyle içinde yaşadıkları sistemden etkilenen değil sistemi yine meşhur ifadeyle damarlarındaki asil! kan olan parayla etkileyen kurumlardır. Bankalar sizinde söylediğiniz gibi sadece kâr amacı güden ve bunun için de zafere götüren her yol mubahtır çarpık anlayışını benimseyen kurumlardır. Faydaları yanında çokça zararları olduğu gün gibi ortadadır. Hele hele bankaların kutsal amaçları olduğundan bahsetmişsiniz ki bunu sizin ve diğer okuyucuların insafına bırakıyorum. Bu faslı da geçiyorum.
Bankacılık sektöründe beş yıldır bulunduğunuzu söylüyorsunuz. Soruyorum. Hadi biz “serzenişten” başka bir şey bilmeyen, “hizmet için bedel ödemeye alışmamışlar” güruhu olan kendimizden geçtik. Siz sözü edilen sisteme emeği geçen bir kişi olarak emeklerinizin karşılığınızı tam olarak veya insanca yaşamaya yetecek kadarlık kısmını aldığınızı söyleyebilir misiniz? Cevabınızı vicdanınıza tevcih ediyorum.
Yazınızdan alıntıladığım aşağıdaki kısmın bir kez daha okunması ve bir kez daha sorgulanması gereği ve dileğiyle.Yorumsuz!
“Cazip faiz oranlarının önemli bir nedeni de sektörde yaşanan yoğun rekabet. Geçmişte, banka bilançolarında ana gelir kalemi olan faiz geliri, yoğun rekabet nedeniyle artık ana kalem olarak görülmüyor.
Biliyoruz ki 2001 krizi bankacılık temelliydi, ekonomi tam rayına oturmuşken şimdi de bankalar zarar ederek sermaye yapılarının bozulması riskiyle karşı karşıya bırakılamazdı. Çare bulundu: Müşterilerden hizmet karşılığı alınacak yüksek komisyonlar..
Bankalar verdikleri hizmet karşılığı yüksek komisyonlar talep ediyor. Çünkü sermaye yapılarının bozulmaması için kâr etmeleri lazım, çünkü artık neredeyse tüm bankaların sahip olduğu yabancı ortaklar yaptıkları yatırımın karşılığını almak istiyorlar, çünkü alamazlarsa giderler bir daha da gelmezler; o zaman yüksek cari açığı finanse etmek için ihtiyacımız olan döviz de gelmez. Evet, eskiye nazaran yüksek komisyonlar talep ediyorlar çünkü artık teknoloji çok gelişti, müşteriler bankacılık hizmetini alternatif dağıtım kanalları diye de bilinen telefon, internet gibi platformlar üzerinden de alabiliyorlar banka için bu daha az eleman, daha az bina daha az maliyet, daha fazla kar demek ve müşterilerin şubede yapılan işlemlerinden yüksek masraflar alarak bu dağıtım kanallarına yönlendirilmeleri gerek.”
Ben bankacı değilim. Bankalarla ilişkim müşteri boyutunda. Bankaların sağladığı imkânları reddediyor da değilim. Ancak mesleğim icabı bankacılık sektörünün ısrarla gösterilmek istenen şeker kız candy misali özgü namal yüzünden ve iç gıdıklayan ses tonlarıyla müşteri temsilcilerinden çok o enfes ifadeyle “tek dişi kalmış” yüzünden başka bir şey göremediğimi üzülerek belirtmek istiyorum.
Hemen her şeyin bir piyasa değeri olabileceğini salıklayan sistemin her ne kadar içindeymişsiniz gibi görünseniz de sizler de dahil hepimize biçtiği fiyat o bahsettiğiniz bilançolarda hangi başlık altında geçiyor bilmiyorum. Ama nelere sebep olduğunu gayet iyi biliyorum. Sevgilerimle.
Leave a comment