Üstsüz Bir Yazı
- Köşe Adı: Konuk Yazar
- Tarih: Eyl 4,2008
Demokrasi konusundaki yetersizliklerimizi ve yaşanan haksızlıkları gözünüzün önüne getirin. Şu garip sonuca varacaksınız, garabetlerle dolu bir ülkede yaşıyoruz.
Bu gariplikleri yazmakla kesinlikle bitiremeyiz, bir kütüphane doldursak yine yetmez bu durumu açıklamak için. Şöyle özetleyelim; Adalet Bakanlığı’na adam alacağız ve bu kuruma girebilmek için torpil denilen, -aslında bir çeşit su altı bombası olan ve fakat bizim farklı anlamlarda kullandığımız- şeye ihtiyacımız var. Aynı ŞEY’e üniversiteler v.b. birçok kuruma girebilmek içinde ihtiyaç var. Yanlış anlamayın. Bahsettiğim bu ŞEY küçükken kahvelere atıp insanları korkuttuğumuz şey de değil. Bu ‘ŞEY’ memleketimde, ‘dayının, amcanın ve bilumum tanıdıklarının olması durumunu’ izah eden şeydir. Ne kadar ilginç değil mi? Adalet Bakanlığı’na gireceksiniz ve torpil lazım. İşte benim memleketim…
Adaletin olmadığı bir memlekette hiç birşey olmaz. Her şey yalandır. Bütün ülke batsa, her şey harap olsa yeniden yapılır, fakat adalet olmazsa hiçbir şey olmaz. Zira edilecek tek kelime kalmamıştır.
Dolayısıyla garabet en baştan en sona iliklerimize kadar işlemiştir. Bunu değiştirmenin yolu nedir? İşte cevabı basit, ama yanıt vermesi çok güç olan güzel bir soru. Herkesin bu soruya verebileceği cevabı tahmin edebiliyorum: Eğitim. Eğitimle bir çok şey halledilir. Ne kadar güzel konuştum değil mi? Herkesin kolayca verebileceği bir cevap.
Bence cevap bu değil. Şaşıracaksınız belki ama cevabımız öğretimdir. Bize öğretim lazımdır. Nedir öğretim?
Kuralları bilmek değil sadece, aynı zamanda onu uygulamaktır. Örneğin, çimlere basılmaması bir kuraldır ve eğitimi verilmiştir. Fakat öğretim olmadığı için herkes çimlere basar. Örneğin, memleketim Gölcük’te insanlar üstgeçit kullansınlar diye yol aralarını tamamen kapattılar. Hem de demirle, yani hapishane gibi. Neden? Çünkü öğretim yok. Şunu da belirteyim ki, yine de tali yol geçişlerine demir konulamadığı için insanımız oradan geçiyor ve son iki yılda birçok ölümlü kaza meydana geldi.
Örneğin, üniversitelere rektör ataması yapılıyor. Gayet antidemokratik bir durum. Zira koskoca (!) üniversiteler kendi rektörünü seçemiyor. 1 numaralı memur da atama yapıyor. “O halde kuralı değiştirelim ve otonom bir yapı olsun” derseniz, bende size derim ki, öyle bir kadrolaşma olur ki bu durumun önünü alamazsınız. Rektörden en düşük akademisyene kadar herkes birbirinin kopyası olur ve en nihayetinde akraba şirketi olur üniversitelerimiz. Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim misali. Yani görünürde demokratik olan bu durum, bir sualtı füzesi yüzünden hiç de demokratik olmaz ve güzel ülkemize zarar verir. Yani demokrasi o kadar da kolay değil benim ülkemde…
Demokrasi dediğiniz mefhuma genetik yapımız ve kronikleşen hastalıklarımız yüzünden çok uzaktayız. O kadar uzaktayız ki bu uzaklık aynı zamanda bir yakınlık ifadesi bile değil. Ama son dönemde biraz atakta olduğumuzu da söylemezsem hak yemiş olurum.
Evet Türk insanı biraz kıpırdamaya başladı ve bu durum bir süredir sürüyor, ama sonu ne olur bilemem, ya da gerçekten bir sonu olur mu?
Siyasal partiler, arkalarına etkin çoğunluğu da alıyor ve fakat 1 numaralı memuru seçemiyor ve sonra bildiğiniz süreçler… Demokrasinin ilk harfinden bile bahsetmek ne kadar zor. Sürekli devam eden hastalıklar, problemler ve dirilmeye çalışan bir Türk toplumu. Her şeyi bir araya getirdiğinizde, aslında bir araya gelmiş bir bütünden değil de dağınık bir yapıdan bahsetmiş oluyorsunuz. Ama bütünleşik bir yapıya namzediz, onu da söylemeden geçemeyeceğim. Zira “Müjdeleyiniz” emrine uymak zorundayım ki gerçekten sosyolojik yapıya baktığımda aslında ülkemde bir müjde görüyorum.
Seksen yıllık çözülme, üç beş yılda toparlanmaz ve Anadolu insanından sabır ve metanet bekliyorum. Tıpkı zor zamanlarda hep yaptıkları gibi…




2 Responses for "Üstsüz Bir Yazı"
Eminönün’de de var bu tür parmaklıklardan…Ben 5 yıl boyunca her gün sabah ve akşam olmak üzere onun altından geçtim.. Ben üniversite mezunuyum…Şube müdürümde öyleydi:)Ama biz Türktük…
Dün akşam parmaklıklardan geçen insanları haklı çıkaran bir haber vardı. Habere göre, yayanın, kendisine en yakın noktadan karşıya geçmesi bir insan hakkıymış.
Haberin linkini bulamadım şimdi. Belki televizyon haberlerinde izleyeniniz de vardır.
Leave a comment