Var Mısın, Yok Musun? Seçemiyorum
- Köşe Adı: Kategorilenmemiş
- Tarih: Haz 10,2008
Bilindiği üzere Türkiye, trafik kazalarında ve sigara içme oranlarında olduğu gibi, televizyon izleme oranlarında da dünyada üst sıralarda yer alıyor.
Ev hanımları iş yapsın veya yapmasın, televizyonları akşama kadar açık. Baba eve geliyor, üzerini değiştirmeden eli kumandaya gidiyor. Çocuklara zaten bebeklikten itibaren oyalanmaları için adeta “dayamışlar” televizyonu. Telefon konuşmalarındaki şu diyaloğa çok sık rastlanıyor:
- Selim abi n’aber, n’apıyorsunuz?
- İyidir ya, bildiğin gibi. Oturuyoruz, televizyon izliyoruz.
İşte insanımızı pasif bir şekilde karşısında oturtan, güzel programların yanında çok fazla sayıda gereksiz yayının da yer aldığı televizyonda son aylarda bir yarışma programı oldukça rağbet görüyor. Var mısın, yok musun?
Gözlemlediğim kadarıyla bu yarışmayı izlemeyen yok gibi. Açıkçası çok şaşırıyorum. Akşama kadar okulda, işte, evde zaten yorulan insanlarımız, çok kıymetli saatlerini o yarışmayı izleyerek geçiriyorlar.
Yarışmayı iki farklı günde toplam 45 dk. filan izledim. O kadarcık izlemeyle bile birçok garip olay gözlemledim.
Allah aşkına nedir o insanların hali? Bence oradakilerin hepsi kendilerini bir film setinde zannediyorlar (ki çeşit çeşit kamera düzenekleri de bir film setini andırmıyor değil). Resmen rol kesiyorlar. Abartılı abartılı üzüntüler, sevinçler, uzun uzun beklemeler, arkadan verilen müzik, yok sevinçten masalara atlamalar, sarılmalar… vs. vs.
Hele bir ana denk geldim ki gülsem mi, ağlasam mı bilemedim. Yarışmacı sıradaki kutuyu açtırmak için bekliyordu. O sırada bir stedicam (hani maçlarda korner atan futbolcuyu yakından çekmek için kullanılır.) de yarışmacının ailesini –bahsettiğim film edasıyla- çekiyordu. Görüntüde yarışmacının annesi, babası, kardeşleri el açmış ve yüzlerinde endişeli bir ifadeyle dua ediyorlardı. “Allah’ım, ne olur kutunun içindeki 500000 olmasın.” mı diyorlardı artık bilemiyorum.
Ondan sonra mesela kenarda kutu açan yarışmacıların kutularından yüksek bir miktar çıkınca kahrolmaları(veya –muş gibi rol kesmeleri) ve özür dilemeleri, ya da düşük miktar çıkınca sevinip, gururlanıp, takdir görmeleri… Gerçekten çok komik. Sanki kutulara bir etkileri varmış gibi…
Ama kim ne derse desin, Acun çok akıllı bir adam. Türk insanının duygusallığını ve artistlik(rol kesme anlamında) potansiyelini öyle bir iyi kullanıyor ki… Resmen samimi bir ortam oluşturmuş orada. Aileleri de işin içine katıyor. O yaptığı sevinme ve üzülme hareketlerini ise tamamen bilinçli bir şekilde yaptığını düşünüyorum.
Kısacası yine bir taraf bir şeyler üretiyor ve diğerleri de onların ürettiklerini tüketiyor. Zaman böyle akıp geçiyor.
Zamanı boş geçiren insanın da şu itirafa düşmesi kuvvetle muhtemel: “Ey kendim, bu hayatta var mısın, yok musun? Ben bile seçemiyorum.”




Leave a comment